• MG Yachting
  • MG Yachting
  • MG Yachting
  • MG Yachting
  • MG Yachting
  • MG Yachting
  • MG Yachting
  • MG Yachting
  • MG Yachting
  • MG Yachting
Ölü Şehirler Yaşayan Efsaneler E-Posta

KNİDOSLU AFRODİT

Ben şehirlerin, aynı onların yaratıcısı olan insanoğlu gibi canlı olduklarına inanırım. Şehirler de tüm canlılar gibi doğarlar, büyürler, erişkin yıllarını yaşadıktan sonra yaşlanır ve ölürler. Her şehrin, tıpkı insanlar gibi ruhu, kişiliği ve yazgısı vardır.

Tarih boyunca bir çok şehrin yazgısını kimi zaman depremler, seller ve kuraklık gibi doğanın kendi gücü, kimi zaman ise yangınlar ve savaşlar gibi insanoğlunun kendisi belirlemiştir. Bir şehrin yazgısının tamamıyla değiştiği bir istisna vardır ki tarih boyunca benzerine rastlanmamıştır. Bu kent bugün artık kimsenin yaşamadığı, ama görkemli geçmişi ve efsaneleriyle yaşayan Knidos'tur.

Anadolu'dan Ege Denizi'ne bir dil gibi uzanan Datça yarımadası; bir çok inanışa göre Ege ve Akdeniz'i ayıran kara parçasıdır. Bir başka deyişle, yarımadanın ucunda Ege ve Akdeniz buluşmaktadır. İlk çağlarda tarihe damgasını vurmuş olan Knidos, işte tam bu noktada kurulmuştur.

Knidos, ilk olarak yarımadanın ucunda bulunan ada ve ana kara üzerine kurulmuştur. Adaya ulaşım ilk zamanlarda bir köprü ile sağlanır, daha sonra arada kalan kısım doldurulur ve ada ile ana kara birleştirilir.

Böylece şehrin önünde iki liman oluşur. Kuzeydoğu'da bulunan küçük liman askeri gemilerin kullanımına verilirken, Güneybatıda bulunan büyük liman ise ticari liman olarak kullanılmaya başlanır. Ticari liman, inşa edilen mendirek ile yöredeki en güvenli limanlardan biri olma özelliğini kazandıktan sonra Knidos'un önemi ve zenginliği artmaya başlar.

O çağlarda Gökova Körfezinin her iki girişinde ve karşısında bulunan “Halikarnas” yani Bodrum, İstanköy (Kos) ile Knidos, her alanda birbirleri ile yarışmaktadır.

M.Ö. 350 yılında Halikarnas'ın ünlü kralı Mausolos ölünce, karısı ve aynı zamanda kız kardeşi olan kraliçe Artemisia, çok sevdiği kocası için bir anıt mezar yaptırır. Günümüzde dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen bu eser inşa edilirken, zamanın ünlü heykeltıraşlarından Praksiteles, inşaatı izlemek için bölgeye gelir.

Böyle ünlü bir sanatçının bölgeye gelmesini fırsat bilen Kos'lular heykeltıraştan şehirleri için bir heykel yapmalarını isterler. Praksiteles sipariş üzerine iki Afrodit heykeli yapar.

Tanrıçaların en güzeli olan “Afrodit” diğer bilinen adıyla “Venüs”, Yunan mitolojisinin adı en çok bilinen tanrıçasıdır. Kız kardeşleri Athena ve Artemis, saflığın ve bekaretin simgeleri olmalarına karşın, aşkın ve güzelliğin tanrıçası Afrodit, ölümlü ya da ölümsüz bir çok erkeği baştan çıkarmasıyla ünlüdür.

Ünlü sanatçının yaptığı tanrıça heykellerden biri giyinik, diğeri ise tamamen çıplaktır. O tarihlerde sadece erkek heykelleri tamamen çıplak yapılmaktadır. Kadın heykellerinde ise en fazla bir göğsü açıkta olan heykeller yapmak yerleşmiş bir gelenektir. Kos'lular uzun tartışmalardan sonra aynı fiyata olmasına rağmen çıplak heykeli almanın doğru olmayacağına karar verirler ve giyinik olanı tercih ederler. Kos'lular tarafından beğenilmeyen çıplak tanrıça heykelini ise Knidos'lular satın alırlar.

Knidos'lular satın aldıkları heykeli, şehrin ortasında, geniş yuvarlak bir mermer kaidenin üzerine yerleştirirler. Heykel şehrin her iki limanından da rahatlıkla görülmektedir. Zaman içerisinde, denizciler tarafından şehre gelen her geminin tanrıça Afrodit tarafından karşılandığı ve kutsandığı, bölgeden geçen gemileri ve denizcileri fırtınalardan koruduğu dilden dile aktarılmaya başlanır.

Artık Knidos'un yazgısı değişmiştir. O güne kadar sadece deniz ticareti ve şarap üretimi ile geçinen Knidos'lular bu fırsatı iyi değerlendirirler. Heykelin etrafını sütunlarla çevirirler. Hem heykeli korumak, hem de kutsallık katmak için yapılan duvarlarla mekan, bir tapınak haline getirilir. Knidos Afrodit'i o kadar ünlü olur ki dünyanın her yerinden binlerce insan, bu olağanüstü eseri görmek için Knidos'a yelken açar.

Bir hikayeye göre, Afrodit yeryüzüne inerek Knidos'ta insanların arasına karışır ve tapınağa girer. Heykelini gördüğü zaman sinirlenir ve sorar; “Praksiteles nerede beni çıplak gördü ki?”. Bu hikayedeki Afrodit'in tepkisi bize, heykelin, tanrıçanın güzelliğiyle birlikte küçük kusurlarını da yansıtacak kadar gerçekçi olduğunu anlatıyor.

Tarihin babası Herodot kadar ünlü bir başka tarihçi Lucian, Afrodit Tapınağının çevresini bize şöyle anlatıyor:

Kutsal bahçenin yanına gelmiştik. Güzel kokular bizi sarhoş etti. Avlu Afrodit'e yakışır, güzel kokulu ağaçlarla yemyeşildi. Daima çiçek açan ve yemiş veren mersin ağaçları, Tanrıça'ya saygı sunar gibiydiler. Bu avluda defneler ve sergiler vardır. Buradaki ağaçların hiçbirisi yaşlanmaz. Her zaman gençtirler, daima yeni dallar sürerler” .

Cevat Şakir'in Lucian'a Knidos hakkında cevabı ise şöyledir:

“İşte, bugün bile kalıntılarda biten çalılar, iki bin yıl önce Lucian'ın sözünü ettiği defnelerin, mersinlerin yavrularıdır. Bunlar, iki bin yıl önce Lucian'ın kokladığı kokunun anısını; eski tarihin kokusunu, sesini bana ulaştırıyor. Zaten defnenin asıl yurdu Knidos'tur. Oradan dünyaya yayılmıştır. Her ne kadar bronzdan da olsa; dünyanın her köşesinde şapkaların altlarını, alınlarını süsleyen çelenkler, zavallı Knidos'un özgürlük defneleridirler…”

Lucian, bize tapınağın içersinde gördüklerini anlatmaya devam ediyor;

“...tapınağa girdik. Tam ortasında Parian mermerinden yapılan, kibirli bir gülümseme dudaklarını aralamış, en güzel tanrıça heykellerinden birisi bulunuyor. Hiçbir giyim eşyası ile örtülmemiş ve mahrem uzuvlarını gizlemek için tek elini göze batmayacak şekilde kullanması haricinde, tüm güzelliği açıkta ve gözler önüne serilmiş olarak...Ustanın sanat gücü öylesine büyüktü ki, o sert ve dolgulu mermer vücudun parçaları haline gelmişti...Tapınağın her iki tarafında da kapısı vardı. Bu tanrıçayı arkadan izlemek isteyenler için de iyi bir görüş açısı sağlamaktaydı ki, onun hayran olunmayan hiçbir yeri kalmasın. Dolayısıyla, insanların öteki kapıdan girmeleri ve tanrıçanın sırt güzelliğini incelemeleri kolaydı. Ve bu şekilde tanrıçanın tüm güzelliğini görmeye karar vererek binanın arka kısmına dolandık. Daha sonra kapı, anahtarları muhafaza etmekle sorumlu kadın tarafından açıldığında anda farkına vardığımız güzellik karşısında hayretler içerisinde kaldık.”

Yunan mitolojisinde güzellik ve aşk tanrıçası olan Afrodit, Knidos'ta bu özelliklerinin yanında, gemilerin ve denizcilerin koruyucusu rolünü de üstlenir. Heykelin dünyada yapılan ilk çıplak tanrıça heykeli olmasının yanında, bilinmeyen bir özelliği daha vardır.

Praksiteles heykeli yaparken, model olarak sevgilisini kullanmıştır. Bugün kesin olarak bilinen, model olarak kullanılan bu genç kadının, Phryne isminde Atina'lı bir “Hetaera” olduğudur. Hetaera'lar Japonya'daki geyşaların bir benzeridir. Bir çok müzik aleti çalabilen, siyasi ve felsefi konularda uzun tartışmalara girebilecek kadar iyi eğitimli olan hetaera'lar, diğer fahişelere göre çok daha pahalıdır.

Bir tarihçiye göre Phryne, o çağlarda Atina'da yapılmakta olan Poseidon festivalinde, tüm halkın önünde, törenin sonunda üzerindekileri usulca yere bıraktıktan sonra, uzun saçlarını açar ve çırılçıplak suya girer. Bu nefes kesen gösteri, herkes gibi Praksiteles'i de büyüler. İşte bu gösteriden sonra heykeltıraş, genç kadına aşık olur. Sanatçı, Tanrıça Afrodit heykelinde, sevgilisini model olarak kullanır ve aşık olduğu kadını, yüzyıllar boyunca konuşulacak bir efsane haline getirerek ölümsüzleştirir.

Göz kamaştırıcı güzelliğine rağmen Atinalılar, Phryne'nin tanrıça Afrodit'inin heykelinde model olarak kullanılmasının bir skandal olarak görürler ve bu konu uzun yıllar tartışılır.

Tüm bu tartışmalara rağmen Knidos Afrodit'i, yüzyıllar boyunca diğer sanatçılar için ilham kaynağı olur ve bir çok kopyası yapılır. Günümüzde tüm müzelerde sergilenmekte olan çıplak Afrodit heykelleri, Knidos Afroditi'nden esinlenerek yapılmış kopyalarıdır.

Heykelin aslının akıbeti ise tam olarak bilinmiyor. M.S. 5 nci yüzyıla kadar heykelin Knidos'ta olduğunu biliyoruz. Ancak daha sonrası için elimizde sağlam bilgi yok. Bir inanışa göre Bizans imparatoru Theodosius tarafından İstanbul'a getirtilir ve sonraları imparatorun sarayında çıkan büyük bir yangında yok olur.

Knidos; yakın geçmişte önceleri Bizans, 19 ncu yüzyıldan itibaren ise Avrupa'lılar tarafından yağmaya uğrar. 1850'li yıllarda Batı Anadolu'yu karış karış dolaşıp talan eden Charles Thomas Newton, Knidos'tan da bir çok sanat eserini İngiltere'ye götürür. Yapılan “arkeolojik çalışma” o kadar iyi organize edilmiştir ki, 6 ton ağırlığındaki yekpare mermerden yapılmış aslan heykeli, Knidos'tan İngiliz donanmasına ait bir savaş gemisine yüklenerek, İngiltere'ye götürülür. Bu sanat eserleri günümüzde British Museum'da sergilenmektedir. Neden hala kimse, “Yüzlerce yıl önce Anadolu topraklarında yaratılmış bu tarihi hazinelerin, anavatanından binlerce kilometre uzakta, Londra'nın göbeğindeki bir müzede ne işi var ” diye sormuyor ?

Gelelim Knidos'un bugününe. Ege'de mavi yolculuk yapanları, Gökova körfezinden güneye doğru inerken karşılayan, Marmaris'ten kuzeye doğru çıkanları ise Gökova Körfezi öncesi uğurlayan Knidos'un, güneybatı'daki limanı, gecelemek için son derece elverişli. Limana girerken sualtında kalmış mendireğe dikkat. Limanın içi her türlü havaya kapalı, gönül rahatlığı içinde demirleyebilirsiniz. Tarihi kentin içersinde, temizlikten nasibini alamamış tuvaletlerin dışında bir hizmet yok. Bir çok antik kentimizde olduğu gibi 4500 kişilik tiyatro, geçmişinden gelen gurur ve sabırla, onarım için sırasını bekliyor.

Tarihi kente gideceklere minik bir öneri. Tanrıça Afrodit'in mermer kaidesi gün ışığına çıkarılmış durumda. Heykelin yüzlerce yıl üzerinde durduğu geniş mermer kaidenin üzerine çıkın, limanda demirli ve liman çıkışı yapmakta olan teknelere bakın. Şimdi gözlerinizi yumun ve tekneleri, eski çağların ticaret gemileri olarak düşleyin. Teknelerdeki denizciler, sizi saygıyla selamlıyorlar. Sizde onları, uzun ve tehlikeli yolculukları boyunca kaza ve fırtınalardan korumak için kutsuyorsunuz. Zihninizi, içinizdeki coşku ve enerjinin hareketlenmeye ve çoğalmaya başladığına odaklayın. Göz kapaklarınızı açmadan, kollarınızı, avuç içleriniz gökyüzüne bakacak şekilde, teknelere doğru uzatın. Bir süre sonra parmak uçlarınızın karıncalanmaya başladığını hissedeceksiniz. Artık coşku ve gücünüzü onlarla paylaşıyorsunuz. Bir kaç dakika içersinde, içinizin huzur dolduğunu ve hafiflediğinizi hissedeceksiniz. Artık denizciler uzun yolculuklarına, siz ise mavi yolculuğun tadını çıkarmaya hazırsınız.

İyi seyirler…

 

Nükhet DİNÇEL

Aralık 2004

Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.